.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : ELAZIĞ 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/09/2013
NUMARASI : 2012/87-2013/508
Taraflar arasında görülen itirazın iptali (sebepsiz zenginleşme) davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davacı vekili Av.Y. Y.. geldi. Aleyhine temyiz olunan davalı ve vekili gelmediler. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli gün ve saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davada, Elazığ Sürsürü Mahallesi 3 parselde kayıtlı taşınmazın 2.kat 5 nolu dairesinin 15.07.2006 tarihli harici satış sözleşmesi ile 40.000,00 TL’ye satın alındığı, yine taraflardan birinin edimini yerine getirmediği takdirde 20.000,00 TL cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığı halde davalının bu yerin tapusunu vermediği ileri sürülerek Elazığ 3.İcra Müdürlüğünün 2012/1044 E.sayılı dosyası ile yapılan icra takibine vaki haksız itirazın iptali ile % 40’tan aşağı olmamak üzere inkar tazminatı ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Davalı vekili cevabında özetle; davaya konu edilen dairenin satışı konusunda anlaşan müvekkilinin söz konusu senedi imzalayarak 40.000,00 TL aldığını ve daireyi davacıya teslim ettiğini, yapılan anlaşmaya göre imar görmemiş bu parselin imara açılmasından sonra kat irtifak veya mülkiyet kurularak tapu devrinin yapılmasının kararlaştırıldığını, belediyece yapılan şuyulandırma sonrası taşınmazın % 40 kısmının Maliye Hazinesine geçtiğini, bundan dolayı paydaşın rızası olmadan kat irtifakı kurulamadığını, müvekkili tarafından hukuki imkânsızlık nedeniyle tapunun verilemediğini, davacının da bunu bildiğini, 6 yıldır bu dairede oturduğunu, icra takibi yapmasının müvekkilinden daha fazla para almak amaçlı olduğunu, söz konusu harici satış sözleşmesinin geçersiz olduğunu, bu nedenle 40.000 TL bedel dışında cezai şart ve faiz talep edilemeyeceğini, söz konusu bedel yönünden temerrüt gerçekleşmediği için faiz de istenemeyeceğini, iade hakkını talepte gecikerek zararını arttıran davacıya ayrı bir miktar paranın ödenmesini kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, “davanın kısmen kabulü ile, Elazığ 3.İcra Dairesinin 2012/1044 E.sayılı dosyasında asıl alacağın 40.000,00 TL kısmı yönünden itirazın iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına; Asıl alacakta fazla miktar ile işlemiş faize yönelik itirazın iptali isteminin reddine, inkar tazminatı isteminin reddine,” karar verilmiş hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Cezai şart istemi yönünden; cezai şart, asıl borca ilişkin fer’i bir hak olup sözleşme geçersiz olduğu için kararlaştırılan ceza koşulunun da geçersiz sayılmasında ve bu kısma ilişkin davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının, bu yöne ilişkin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, dayanılan 15.07.2006 tarihli harici satım sözleşmesi resmi biçimde yapılmadığından MK’nun 634.maddesi, TMK’nun 706.maddesi, BK.nun 213.maddesi ve Tapulama Kanununun 26.maddesi uyarınca geçersizdir. O nedenle, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflara hak ve borç doğurmadığından taraflar geçersiz sözleşme uyarınca verdiklerini karşı taraftan isteyebilirler.
Ancak, ülkemizde yaşanan enflasyonun uzun yıllardan beri yüksek oranda seyretmesi nedeniyle paranın değer kaybı, bununla ters orantılı olarak devamlı düşmekte olduğundan paranın verildiği tarihteki alım gücü ile iade tarihindeki alım gücü çok farklı ve adaleti denkleştirmeyecek oranda azdır. Bu nedenle, hukuken geçersiz sözleşmeler sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca tasviye edilirken, denkleştirici adalet kuralı gözardı edilmemelidir. Ancak, burada denkleştirme yapılırken iade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihe göre iade kapsamı belirlenmelidir.
Satım bedelinin iade tarihindeki ulaştığı bedel belirlenirken ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, işçi ücretlerindeki artış ve döviz kurlarındaki artış ortalamaları gözönünde tutulmalıdır.
Kural bu olmakla birlikte, davacı takip talebinde asıl alacak ve işlemiş faizi ile asıl alacağa uygulanacak yasal oranda faiz talebinde bulunmuştur. Bu durum, davacının satım bedelinin iade tarihindeki karşılığı belirlenir iken taleple bağlılık ilkesinin gözönünde bulundurulmasını gerektirir.
O halde mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler gereğince satım sözleşmesinde belirlenen ve ödenen 40 000,00 TL olan ödeme tutarının dava tarihi itibariyle, bilirkişi marifetiyle denkleştirici adalet ilkesinin uyarlanması ve ortaya çıkacak miktara (taleple bağlılık ilkesi de gözetilerek) hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.100 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
-TASINMAZ SATISI, TMK.NUN, BK.NUN , TAPU KANUNUNUN, NOTERLİK KANUNUNUN MADDELERİ VE HGK.İLAMI GEREGİNCE RESMİ SEKİLDE YAPILMASI GEREKİR. ADİ YAZILI SEKİLDE VEYA SÖZLÜ OLARAK YAPILAN SÖZLESME İLE TASINMAZ MÜLKİYETİNİN DEVRİ MÜMKÜN DEGİLDİR. BU DURUMDA ANCAK, TASINMAZIN DAVACI ADINA TESCİLİNE DEGİL, ORTAKLIK PAYI ORANINDA BEDELLERİNİN TAHSİLİNE KARAR VERİLEBİLİR.YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas No: 2015/3139 Karar No: 2016/1317 Karar Tarihi: 09.02.2016
ÖZET: Dava konusu uyuşmazlık, taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin fesih ve tasfiyesi ile adi
ortaklıktan kaynaklı tapu iptali tescil ve alacak istemine ilişkindir. Taşınmaz satışı, TMK.nun, BK.nun
, Tapu Kanununun, Noterlik Kanununun maddeleri ve HGK.ilamı gereğince resmi şekilde yapılması
gerekir. Adi yazılı şekilde veya sözlü olarak yapılan sözleşme ile taşınmaz mülkiyetinin devri mümkün
değildir. Bu durumda ancak, taşınmazın davacı adına tesciline değil, ortaklık payı oranında
bedellerinin tahsiline karar verilebilir. Ne var ki; davacının adına tescilini, istediği taşınmazlar, adi
ortaklığa dahil ve bu ortaklığın konusunu teşkil eden taşınmazlar olduğu için, tasfiyeye tabi tutulması
ve yukarıda belirtilen ilkeler gereği yapılan tasfiye neticesinde var ise diğer alacak ve borçlar ile
birlikte ortaklığın tarafları arasında paylaştırılması gerekecektir. Öyle ise mahkemece, bu ilkeler esas
alınmak suretiyle yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi
gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu hüküm tesisi doğru görülmemiş,
bozmayı gerektirmiştir.
(6098 S. K. m. 520, 620, 623, 634, 639, 642) (6100 S. K. m. 297) (4721 S. K. m. 634, 705)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil-alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması
sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından
temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki
kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili davacı ile davalının kardeş olduklarını, tarafların birlikte
çalışarak elde ettikleri gelir ile dükkan satın alıp marangoz atölyesi kurduklarını ve yine burada da
birlikte çalışmaya devam ettiklerini, kazandıkları ortak gelir ile bir taşınmaz daha satın alıp tavukhane
kurduklarını ancak büyük kardeş olması sebebi ile ortaklığın yönetim işleri ile ilgilenen davalının
müvekkili davacıyı marangozhaneden kovduğunu ve ortaklığın gelir gider durumu ile ilgili hiçbir bilgi
vermediğini belirterek, taraflar arasında mevcut adi ortaklık ilişkinin fesih ve tasfiyesi ile tasfiye
payının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını, davacının bir süre
müvekkili davalı yanında işçi olarak çalıştığını, ortaklığa ait olduğu belirtilen tüm taşınmazlar ile
marangozhanedeki makine ve tachizatların müvekkili tarafından kendi emek ve sermayesi ile alındığını
belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine yönelik olarak verilen … sayılı hükmün, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin
…ilamı ile “Davacı, davalı ile ortak olup marangozluk işi ile tavukhane işletmesi yaptıklarını, ortak
gelir ile alınan gayrimenkullerin davalı adına kayıt ve tescil edildiğini ileri sürerek adi ortaklığın
feshine karar verilmesi istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı, ortaklığı inkar ederek davanın reddini
savunmuştur. Mahkemece, davacının davasını ispatlayacak delilleri sunamadığı, kardeş olmaları
nedeniyle aralarında esnetilmiş işçi işveren ilişkisi bulunduğundan bahisle davanın reddine karar
verilmiş ise de dinlenen tanıklardan …her iki tarafında babası olup ifadesinde tarafların ortak olduğunu
açıkça beyan etmiştir. Bu tanığın beyanlarının somut ve dosya kapsamına uygun olduğu, ayrıca
taraflarla herhangi bir husumetininde olduğu anlaşılamadığından beyanlarına itibar edilmesi gerekir
Öyle olunca mahkemece tarafların ortak olduğu kabul edilerek BK 520 vd. maddeleri gereğince taraf
delilleri toplanarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar
verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda;
Taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin tasfiyesi ile; Davalı adına kayıtlı .. ile yine … kayıtlı
taşınmazların davalı adına kayıtlı ½ hissesinin iptali ile, davacı …….adına tapuya kayıt ve tesciline, adi
ortaklığa ait marangozhanede bulunan muhtelif Makine ve techizatların bedelinin ½ sini oluşturan,
10.300,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş, hüküm davalı vekilince
temyiz edilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık, taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin fesih ve tasfiyesi ile adi ortaklıktan
kaynaklı tapu iptali tescil ve alacak istemine ilişkindir.
Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek
üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.)
Adi ortaklık ilişkisi, TBK’nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi
ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki,
yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan
doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış
yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi
olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı
ortaya koymaktır.
Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, aynı zamanda ortaklığın
feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır.
Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun
620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar
Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101
sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre;
Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı
olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse,
kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden
sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar
Kanunu hükümlerine tabidir.
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; “Ortaklığın sona ermesi
hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır.
Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı
işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek
başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları
hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle
verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde
tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan
müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek
uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.”.
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise “Ortaklığın borçları ödendikten
ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu
katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım
paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.” hükmü yer almaktadır.
Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye
sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri
isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki
değeri üzerinden yapılır.( TBK’ nun 642. md.)
Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; “Sözleşmede aksi
kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine
bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse
bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca
katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için
geçerlidir.” hükmünü ihtiva etmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, adi ortaklık sözleşmesi incelenerek,
ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde
tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması
halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları
halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre
konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine
göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada
gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile
birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen
hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun
belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp,
toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK’nun 634. vd.
maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet
bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları
ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve
katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler
ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine
yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim,
(HMK’nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini
sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Somut olayda, mahkeme bu ilkelere uymadan fesih ve tasfiye işlemlerinin gerçekleştirildiği ve ortak
olarak işletilen marangozhanede bulunan muhtelif Makine ve techizatların bedelinin ½ sini oluşturan
bedelin davalıdan tahsili ile yine ortaklığa ait taşınmazların 1/2 hisse oranında davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Taşınmaz satışı, TMK.nun 705, BK.nun 213 (TBK.nun 237), Tapu Kanununun 26, Noterlik
Kanununun 60.maddeleri ve HGK.nun 15.11.2000 tarih, 2000/13-1612 E.-2000/1704 K.sayılı ilamı
gereğince resmi şekilde yapılması gerekir.Adi yazılı şekilde veya sözlü olarak yapılan sözleşme ile
taşınmaz mülkiyetinin devri mümkün değildir. Bu durumda ancak, taşınmazın davacı adına tesciline
değil, ortaklık payı oranında bedellerinin tahsiline karar verilebilir.
Ne var ki; davacının adına tescilini, istediği taşınmazlar, adi ortaklığa dahil ve bu ortaklığın konusunu
teşkil eden taşınmazlar olduğu için, tasfiyeye tabi tutulması ve yukarıda belirtilen ilkeler gereği yapılan
tasfiye neticesinde var ise diğer alacak ve borçlar ile birlikte ortaklığın tarafları arasında paylaştırılması
gerekecektir.
Öyle ise mahkemece, bu ilkeler esas alınmak suretiyle yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak
sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı
şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz,
temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi
gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
09.02.2016 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.
–